
art

Meysam Nejad Rasouli
Meysam Nejad Rasouli, 1981 yılında Tahran'da doğdu. 2005 yılında Tahran'daki Soureh Üniversitesi El Sanatları Bölümü'nden mezun oldu. 2007 yılında Soureh Üniversitesi, Sabalan Sanat Galerisi ve City Theaters bünyesinde çeşitli sanatsal projelerde yer aldı.
2010 yılında Tahran'da düzenlenen Fajr Tiyatro Festivali'nin kapanış töreninde bir resim performansı gerçekleştirdi. 2018 yılında Arash-e-Kamangir adlı kitabın illüstrasyonlarını hazırladı. 2000–2022 yılları arasında İran, Dubai ve İstanbul'da 100'ün üzerinde karma sergiye katıldı; 2001–2022 yılları arasında ise İran'da 10 kişisel sergi açtı.
2006 yılından bu yana görsel sanatlar eğitmeni olarak çalışmalarını sürdüren sanatçı, öğrencileriyle birlikte 10'dan fazla atölye çalışması ile resim ve heykel sergisi düzenledi. 2022 yılında Art Here Istanbul bünyesinde haftalık Pop Open Studio performansları gerçekleştirdi ve Bodrum Sanat Fuarı'na katıldı.
Sanatçı, üretimlerini eğitim faaliyetleriyle eş zamanlı olarak sürdürmektedir.
Manifesto
Meysam Nejad Rasouli'nin sanatsal pratiği, mimariyi kültürel belleğin ve tarihsel sürekliliğin taşıyıcısı olarak ele alır. Sanat tarihi boyunca mimari, farklı sanat disiplinlerinin kesiştiği ortak bir zemin olmuş; uygarlıkların kültürel, toplumsal ve düşünsel mirasını bünyesinde barındırmıştır. Tarihi yapılar, yalnızca fiziksel varlıklar değil; toplumların ihtişamına, dönüşümüne ve çöküşüne tanıklık eden sessiz hafıza mekânlarıdır.
Rasouli, tarihi mimariyi insan deneyiminin yaşayan bir arşivi olarak yorumlar. Her yapı, bireysel yaşamların, efsanelerin ve mitolojik anlatıların izlerini taşır; bu anlatılar, zamanı aşan ölümsüz bir ruh gibi yapının içinde varlığını sürdürür. Taş, ahşap ve tuğladan oluşmuş sıradan bir kütle gibi görünen yapılar, sanatçının yaklaşımında kültürün, sanatın ve ortak düşüncenin doğduğu mekânlara dönüşür.
Sanatçı, resimlerinde tarihi mimarinin taşıdığı bu kalıcı ruhu ve kültürel canlılığı görünür kılmayı amaçlar. Mimari formları betimlemek için tekrar eden mavi tonlarını, altın ve turuncunun aydınlık arka planlarıyla karşı karşıya getirerek, tarih, bellek ve insan uygarlığı arasında kurulan kadim bağın ölümsüzlüğünü ve zamansızlığını vurgular.





















