
art
SEÇİMDEN SONRA
18 Nisan – 2 Mayıs 2026
Parya Ghaderi’nin kişisel sergisi "Seçimden Sonra", 18 Nisan Cumartesi günü saat 18:00’da Guga Contemporary’de açılıyor. Sergi, sanatçının doğa, beden ve varoluş döngüsüne dair geliştirdiği simgesel anlatımı, şiirsel ve düşünsel bir çerçevede izleyiciyle buluşturuyor.
1984 yılında İran’ın Hamedan kentinde doğan Ghaderi, Tebriz Azad Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. Sanatçının üretiminde ağaç ve kadın figürü, tekrar eden temel imgeler olarak öne çıkar; son dönem çalışmalarında ise bu görsel dile elma imgesi eşlik eder. Ghaderi’nin kompozisyonlarında kadın, tıpkı bir ağaç gibi toprağa kök salmış halde betimlenir; bu bağ, doğurganlık, üretim ve yaşamın sürekliliğini simgeler. Doğanın döngüselliğini yansıtan bu yaklaşımda kadın figürü, ölüm ve yeniden doğuş arasındaki kesintisiz geçişin bir temsiline dönüşür.
Sanatçının eserlerinde elma formu içinde beliren insan yüzleri, bu döngünün güçlü metaforları olarak karşımıza çıkar. Nasıl ki bir elma dalından düşer, toprağa karışır ve yeniden bir ağaca dönüşürse, insan yaşamı da doğum, ölüm ve yeniden varoluş arasında süregelen bir ritme sahiptir. Bu imgeler aracılığıyla Ghaderi, insan ile doğa arasındaki kopmaz bağı görünür kılar.
Bu serginin düşünsel omurgasını ise “seçim” kavramı oluşturur. Sanatçının ifadesiyle, elma bir ayartı değil, bilme arzusunun simgesidir. “Düşüş” olarak tanımlanan an, belki de insanın kendi varoluşunu ve yalnızlığını idrak ettiği kırılma noktasıdır. Bu bağlamda "Seçimden Sonra", geri dönülemeyen bir eşiğe işaret eder: Seçim görünür olmadan önce içeride gerçekleşir; geriye kalan ise tereddüt değil, bu kararın bedende, mekânda ve zamanda bıraktığı izdir.
Elma artık bir vaat değil, bir sonuçtur. Açılmış, içindekini saklayamaz hale gelmiştir. Bilmek gerçekleşmiş; onunla birlikte, insanın kendiyle baş başa kaldığı o kaçınılmaz yalnızlık da açığa çıkmıştır. Ghaderi’nin resimleri, tam da bu eşikte konumlanır—bilginin ağırlığı ile varoluşun kırılganlığı arasında.
Bu sergi, izleyiciyi yalnızca doğanın döngüsel yapısı üzerine değil, aynı zamanda seçim, bilgi ve özgürlük arasındaki karmaşık ilişki üzerine düşünmeye davet eder. Özellikle kadın öznesi üzerinden kurulan bu anlatı, dayatılmış cennet tasavvurlarından uzaklaşarak, bireyin kendi seçimleriyle kurduğu varoluş alanına işaret eder.


















